Öz
İslam Mezhepleri Tarihçiliği, İslam tarihi içerisinde Müslümanların dününü ve bugününü anlayıp yarınını konuşma imkânı vermesiyle önemli bir bilim dalı olarak ayrıcalık kazanmıştır. Mezhepler Tarihçisi ise İslam medeniyetini incelemesini ve toplumun gidişatını okumasını gerektiren bu zor işin altına girmiş münevver bir kesimi temsil eder. Bu kesimi ve hedeflerini anlamak dışarıdan bakan bir birey için Müslüman toplumunun inşası yolunda ufuk açıcı bir eylem olacaktır.
Anahtar Kelimeler: İslam Mezhepler Tarihi, Mezhep, Fırka, Milel Ve’n Nihal
Tarih bilimi geçmiş ve gelecek arasında köprü kurması, insanlığın tecrübe ve yaşanmışlığını sonraki nesillere aktarması sebebiyle toplum hayatını etkileyen en önemli bilim dallarından biridir. Dünya tarih yazıcılığının şüphesiz en önemli sac ayaklarından biri son 1500 yıldır dünyadaki bütün toplumlara sirayet etmiş ve insanlığın ilerleyişinin bir parçası olmuş; hem din hem de düşünce sistemiyle insanlığın ufkunu genişletmiş ve ilim ışığının her kesimden ferde yayılmasını sağlamış İslam Tarihi ve Medeniyetidir. Bu sebeple doğudan ve Batı’dan birçok araştırmacı bu alana yoğunlaşmış. Bu dini ve mensuplarını her yönden anlamaya çalışmışlardır.
İslam’ı diğer dinlerden ayıran önemli özelliklerinden biri Müslüman’ın hayatının her alanına nüfus etmesidir. Tarih boyunca Müslüman devlet ve topluluklarına baktığımız zaman dinin siyasi ve ictimai hayatın her alanında etkili olduğunu ve yöneticilerin kimi zaman dini saiklerle kimi zaman şahsi menfaatler uğruna dinin halk üzerindeki etkisini kullandığını görürüz. Kimi zaman da dinde oluşan farklı bakışlar bu yönetimlere karşı oluşan grupları oluşturmuştur.
İslam Mezhepler Tarihi araştırmacıları tam da bu alanda temeyyüz ederek hangi zümreden olursa olsun dini temeller üzerine kurulan grupları (mezhepleri) ve bu grupların toplum ve devlet üzerindeki etkilerini sosyolojik olarak inceleyen bir ilim dalı olmuştur. Bu alanda ortaya konulan eserler fırak kültürünü oluşturmuştur.
İslam mezhepler tarihçiliğini tarihi seyirde Klasik ve Modern dönem olarak iki kısma ayırabiliriz. Klasik dönem Mezhepler Tarihçileri dini grupları ayırma ve tanımlama hususunda mensup oldukları mezhebi hak grup, geri kalan grupları ise; batıl olarak ele aldıkları Milel ve’n Nihal türü eserler ortaya koyarken. Modern dönem uzmanları ise daha indirgemeci ve objektif bir bakış açısı ile dini grupları yani mezhepleri ele almışlardır.
Şimdi Mezhep ve Fırka (çoğulu Fırak) kavramından, sonrasında ise Klasik ve Modern dönemden biraz bahsedelim.
Mezhep:
‘’Sözlükte “gitmek” anlamındaki zehâb kökünden hem mastar hem de “gidecek yer ve yol” manasında mekân ismi olan mezhep kelimesi, terim olarak “dinin aslî veya ferî hükümlerinin dayandığı delilleri bulmakta ve bunlardan hüküm çıkarıp yorumlamakta otorite sayılan âlimlerin ortaya koyduğu görüşlerin tamamı veya belirledikleri sistem” diye tanımlanabilir. ’’
Buradaki tanıma baktığımızda ve konumuz açısından ele aldığımızda İtikadi olarak din konusunda hüküm veren ve belirli bir zümrenin otorite kabul edip kendisine tabi olduğu bir alimin ortaya koyduğu menhece mezhep ismi verilmektedir. İslam Mezhepler Tarihi bilimi de bu mezhepleri sosyoloji açısından inceleyen bir ilim dalıdır.
Fırka:
‘’ Sözlükte “ayırmak, bölmek; açıklayıp hükme bağlamak” manalarına gelen fark kökünden isim olup insanlar arasından ayrılmış belli bir grup ve topluluğu ifade eder. Terim olarak, İslâm fikir tarihinde kendilerine has siyasî düşünce veya itikadi telakkilere sahip bulunan gruplar için “siyasî akım” (bir nevi parti) ve “itikadi mezhep” anlamında kullanılmıştır. ’’
Tanımda da görüldüğü üzere İslam medeniyetindeki itikadi bütün gruplar aslında birer fırka hüviyetinde olup bunun sistemleşmiş hali Mezhebi oluşturmaktadır. Mezhepler tarihi literatüründe de birçok yerde birbirinin yerinde kullanılan bu sözcükler günümüzdeki haliyle aslında kişinin Müslüman kimliğini ve aidiyetini temsil eden her topluluğa kullanılagelmektedir.
Klasik ve Modern Dönem İslam Mezhepleri Tarihçiliği:
Klasik dönem İslam Mezhepleri Tarihçileri mezheplerin teşekkül ve yayılma süreçlerine birinci elden şahit olma ve İslam’daki sosyo-ictimai hayatın en büyük buhranlarına şahit olma bakımından modern döneme göre farklı bir ortamda yetişmişlerdir. Bu alimler yetiştirildikleri medreselerin ilmi birikimi ve mezhebi görüşlerini taşıma ve karşı görüşlere reddiye yapma kaygılarını daha çok taşımaktadır. Bu dönemde yazılan ismine Milel ve’n Nihal denilen eserler daha çok müelliflerinin mezhebini bir müdafaa ve karşıt görüşlere cevap niteliği taşır. Özellikle birçok eserde göze çarpan Resulullah (s.a.v)’in 73 fırka hadisi şerifi bu kitaplardaki taksimatın temelini oluşturur. Kimi alimler eserlerini hadiste geçen 73 rakamına tam manada denk getirmeye çalışırken, kimisi de bunu kesretten kinaye olarak görüp her bir görüşü farklı bir mezhep gibi ele alarak eserlerini telif etmişlerdir. Bu dönemin eserlerinde kelam konuları da yeni geldiğinde derinlemesine işlemiş bu sebeple kelam eserlerine de birçok atıflarda bulunmuştur. Mezheplerin daha sistemleştiği ve artık devletlerin resmi ideolojileri haline geldiği Hicri X. Yüzyıl ve sonrasında Mezhepler tarihi eserleri daha çok eskiyi tekrar konumuna düşmüş ve verimlilik büyük ölçüde azalmıştır. Klasik dönemin en önemli eserleri olarak sonraki birçok esere referans olması açısından. Ebu’l Hasan el-Eşari’nin ‘’Makalatü’l İslamiyyin’i’’, Muhammed b. Abdülkerim Şehristani’nin ‘’el-Milel ve’n Nihali’’ ve Abdülkahir el-Bağdadi’nin ‘’el-Fark Beyne’l Fırak’’ eseri zikredilebilir.
Modern dönem Mezhepler Tarihçiliği ise mezhep savunma kaygısı olmaksızın daha çok sosyolojik açıdan mezhepleri ele alır. Mezheplerin teşekkül sürecini ve bu mezhepleri oluşturan fikirleri inceler. Burada amaç hak-batıl ayrımına gitmekten ziyade Müslümanların toplumsal hayatının merkezinde olan dini anlayışları oluşturan temel etmenleri ve toplum üzerindeki etkisini ele alarak toplumun mezhep temelli problem ve ayrışmalarını anlamak ve bunlara yapıcı çözümler getirmektir. Bu haliyle Modern Dönem araştırmacıları aslında sosyolog gibi çalışır. Mezhepleri değerlendirirken sadece o mezhebin eserlerini değil toplum nezdindeki karşılığı ve insanların o mezhepten ne anladığı konusunu derinlemesine işler. Yani klasik dönemde asıl mesele mezheplerin görüşleri ve delilleri iken; modern dönemde daha çok insanlar üzerinde oluşturdukları kimlikler ve karşılığında oluşan yaşantılar ele alınır. Bu dönemde yerli ve yabancı birçok müellif olmasıyla beraber ülkemizdeki çalışmaları öne çıkarmak açısından Prof. Dr. Mustafa Öz’ün ‘’İslam Mezhepleri Tarihi’’ eseri zikredilebilir.
Sonuç
İslam Mezhepleri Tarihi bugünün ve geleceğin problemlerini çözmenin bir anahtarı ve bu yolda hem geçmişin tecrübesini hem de bugünün ufkunu bir araya getirmek gereklidir. Ne geçmişle köprüleri yıkmak ve geleneği reddetmek; ne de daha önce görülmemiş diye yeniyi reddetmek topluma bir fayda sağlayabilir. Önemli olan İslam medeniyetin bilgi ve birikimini Ümmetin vahdetini sağlayacak şekilde kanalize etmek ve farklılıkları kavga ve anarşi ile değil ilmi sahada çözülmek üzere ortaya koymaktır.

