GİRİŞ
İslam düşünce geleneğinde inanç esaslarının sistemli bir biçimde temellendirilmesi, özellikle farklı felsefî ve farklı kültürlerle karşılaşmanın olduğu erken dönemlerden itibaren belirmeye başlamıştır. Farklı inançların ve felsefi akımların, akılla ve inanç esaslarıyla çeliştiği noktalar, kelâmî düşüncenin kapsadığı konular içinde kendine yer bulmuştur. Bu bağlamda Dehriyye anlayışı, bu tür yaklaşımlar arasında yer almakta ve evreni aşkın bir varlıktan bağımsız şekilde açıklamaya çalışan bir düşünce biçimini temsil etmektedir. Dehriyyûn, âlemin ezelî olduğunu, ölümden sonra dirilişin mümkün olmadığını ve evrendeki oluşların yalnızca zamanın işleyişiyle gerçekleştiği gibi birtakım inanışları savunmuşlardır. Bu görüşlerin bir kısmının tezahürü, bazı çağdaş felsefî görüşler içerisinde de belirmiştir. Belirtilen bu hususlar, İslam inanç sisteminin temel öğretileri olan tevhid, hudûs, ahiret ve ilâhi irade gibi kavramlarla açık bir çelişki içerisindedir.
Dehriyye’nin ileri sürdüğü düşünceler, İslam düşünce tarihinde incelenip, tartışılmıştır. Kelamcılar bu düşünce ekolünün iddialarını hem aklî istidlâllere hem de naklî delillere dayanarak analiz etmişlerdir.
Kavram Olarak “Dehr” ve “Dehriyye”
Dehriyye kelimesi, Arapça ‘dehr’ kökünden türemiştir. Sözlükte ise bu kavram, “zaman” “uzun zaman” ve “sonsuz zaman” anlamlarına gelir.[1] Bu kelime Kur’an-ı Kerim’de zamanın geçiciliği ve faniliği bağlamında kullanılmıştır.[2] “Dehriyye” ise, bu kelimeden türeyen ve zamanın mutlak bir ilke olarak kabul edildiği fikrî bir anlayışı temsil eden terimdir.
Dehriyye
Dehriyye, İslam dünyasında evrenin ezelî ve ebedî olduğu, yaratıcı bir ilahın bulunmadığı görüşünü savunan maddeci felsefi akımı ifade eder.
Düşünce akımı olarak “muattıla”, “mülhid” ve “zanâdıka” gibi adlarla anılan gruplar da bu akım içerisinde değerlendirilmiştir. Özellikle İbnü’r-Râvendî gibi şahsiyetler bu geleneğin temsilcisi sayılır.[3]
Dehriyye’nin savunduğu birtakım görüşler genel bir çerçeveyle şu şekildedir;
Âlem ezelî ve ebedidir, bir muhdis tarafından yaratılmamıştır.[4]
Zaman (dehr), bütün olayların asıl nedenidir.[5]
Hadis olanların bir başlangıcı yoktur. Her kuş yumurtadan ve her yumurta kuştan sonsuz bir döngü (teselsül) halinde meydana gelmiştir.[6]
Ölümden sonra diriliş yoktur, hayat sadece bu dünyadaki varoluşla sınırlıdır.[7]
Dehriyye’nin görüşleri özellikle metafizik düzlemde vahiy, yaratılış, kader ve ahiret gibi temel İslamî kavramlarla doğrudan çelişmektedir. İslam âlimleri, özellikle kelamcılar, bu anlayışı “küfrî” bir inanç olarak değerlendirmişlerdir. Çünkü Dehriyye Allah’a dayalı bir yaratılış fikrini reddeder.
Dehriyye akımının bilgi anlayışı temel olarak duyulara ve deneyime dayanır. Gerçek bilgi kaynağı yalnızca algı ve gözlem olarak kabul edilir. Aklî çıkarımların da duyulan verilere dayandırılması gerektiğini savunulur. Vahye dayalı deliller genellikle geçerli sayılmaz. Bu bağlamda, Şehristânî gibi birçok kelamcı, Dehriyye temsilcilerinin aklî gerekçelendirmelerini “parça üzerinden bütüne genelleme” hatası olarak değerlendirir. Yani, sadece gördükleriyle yetinip tüm varlığı böyle olduğunu açıklamaya çalışmaları eleştirilir. Mesela İbnü’l-Melâhimî, bir yerde hep genç gördüğünde “o mutlaka hep gençti” demenin akla aykırı olduğunu, Dehriyye mensuplarının da “sadece duyduklarını dikkate alarak her şeye hükmetmeye çalıştıklarını” belirtir.[8]
Günümüzde evrenin ezeliliği, tabiatın kendi başına işlediği ve ölüm sonrası hayatın olmadığı gibi görüşler daha bilimsel temelli bir şekilde yeniden formüle edilmiştir. Özellikle bazı yaklaşımlar, “zaman, madde ve enerji” dışında hiçbir metafizik varlık ve iradeye yer bırakmayan bir evren tasavvurunu benimsemektedir. Bu anlayış, klasik Dehriyye’nin “bizi ancak zaman yok eder” şeklindeki söylemiyle doğrudan örtüşmese de benzer bir inanış ve görüş biçimine sahiptir.
[1] İsmail b. Hammâd el-Cevherî, Tâcü’l-luga ve sıhâhu’l-Arabiyye, thk. Muhammed Muhammed Tamir vd. (Kahire: Darü’l-Hadis, 2009), 389.
[2] Kur’an Yolu, çev. Hayrettin Karaman vd. (İstanbul: Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, 2023), el-İnsân 76/1.
[3] Hayrani Altıntaş, “Dehriyye”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (İstanbul: TDV Yayınları, 1994), 9/107-109.
[4] Ebû Muhammed Nûruddîn Ahmed b. Mahmûd b. Ebî Bekr es-Sâbûnî el-Buharî, el-Kifâye fi’l-Hidâye, thk. Muhammed Aruçi (Beyrut: Daru İbn Hazm, 214), 61.
[5] İmâmü’l-Haremeyn Ebü’l-Meâlî Rüknüddîn Abdülmelik b. Abdillâh b. Yûsuf el-Cüveynî et-Tâî en-Nîsâbûrî, Nihâyetü’l-matlab fî dirâyeti’l-mezheb, thk. Abdülazîm Mahmud Dîb (Cidde: Darü’l-Minhac, 2007), 14/326.
[6] Ebû Bekr Muhammed b. Tayyib b. Muhammed el-Basrî el-Bâkıllânî, et-Temhîd fi’r-red ale’l-mülhideti’l-muattıla ve’r-Râfiza ve’l-Havâric ve’l-Mu’tezile, thk. İmadüddin Ahmed Haydar, (Beyrut: Müessesetü’l-Kütübi’s-Sekafiyye, 1987), 45.
[7] Altıntaş, “Dehriyye”, 9/107-109.
[8] Hulusi Arslan, “Mu’tezile’nin Dehriyye Eleştirisi”, İslâm Düşüncesinde Ateizm Eleştirisi, ed. Cemalettin Erdemci vd. (Ankara: Elis Yayınları, 2019), 341.

