Giriş
Haberî sıfatlar kuşkusuz kelâmcıların üzerinde en çok tartıştığı konulardan birisidir. Bu haberleri Allah hakkındaki diğer haberlerden ayrıştıran nokta, onların insan zihninde Allah hakkında teşbihî ve tecsimî bir çağrışıma neden olmasıdır. Bu yaklaşım, bir terim olarak, te’vil kelimesiyle ifade edilmiştir. Mu’tezilî ve Ehli sünnet (Eş’arî ve Matüridî) kelamcıları te’vilin cevâzı ve te’vilde takip edilecek yöntemin keyfiyeti hususunda fikirler ortaya atmışlardır. Bu yazı da evvela te’vil kavramına değinilip ardından mezheplerin metodolojik ayrımları ve taksimatları hakkında bilgi verilecektir.
Anahtar kelimeler; Haberî Sıfat, Te’vil, Tecsim, Teşbih, Tefviz.
Te’vil Kavramı
Te’vil sözlükte dönüp varmak anlamına gelmektedir. Terim olarak ise lafzı iyice irdeleyip ulaşacağı anlamın manasını tespit etmek, hedeflenen son noktaya ulaştırmak anlamında kullanılmıştır. Kelam ilminin teşekkülü içeresinde Allah’ın sıfatları konusu ilk itikadi mezheplerin ortaya çıkmasında etkileyici olmuştur. Tamda bu noktada sıfatların anlaşılması hususunda te’vile başvurulması konusunda ciddi metodolojik farklar ve mezhepsel tutumlara temas etmek mühimdir. Müteşabih ayetlerde Allah’ın zatına nispet edilen sıfatlarda ilk defa sistematik şekilde te’vil yöntemine başvuran ve bu yöntemi savunan mezhep Mu’tezile’dir.[1]
Genel çerçevede kısaca bahsedilen te’vil metodu hakkında mezheplerin farklı fikirleri ortaya çıkmıştır. Mezheplerin bu konudaki ayrışmaları ve fikirlerine kısaca bakmakta fayda vardır. Mezhepsel olarak haberi sıfatlardaki te’vile bakış açısı itibariyle üç farklı tutum ortaya çıkmaktadır.
Haberi Sıfatlarda Aşırıya Gidenler
Haberi sıfatlarda en aşırı görüşler ileri süren Müşebbihe ve Mücessime türü fırkalar olduğu söylenebilir.
Müşebbihe’nin görüşleri birkaç maddede şöyle özetlenebilir;
a- Allah’ı yaratılmışlara benzetme,
b- İlahi sıfatlarda fiili sıfatları yaratılanlara benzetme,
c- İnsan içerisinde ilahi sıfatların bazılarının hulul ettiğini veya ilahın insan şekline bürüneceği.
Gulat-ı Şia içeresinden Sebeiyye isimli fırka Abdullah bin Sebe’ taraftarları olarak bilinirler. Hz. Ali’yi ilah olarak kabul etmeleri ve onu Allah’ın zatına benzetmeleri aşırı gruplar içine girmelerine sebep teşkil eder. Yahudi inançlarını İslam’a taşıdıkları görülür.
Dini konularda akıl yürütmeyi reddeden ve nasları yorumsuz, nakilleri incelemeden kabul eden Haşviyye Allah’ı cisim olarak telakki ederek, Ona insana ait bazı sıfatları atfedebilmektedirler. İlk defa Hasan Basri (ö.110/728) ile Ömer b. Abdulaziz (ö.101/720) tarafından Haşviyye kavramı kullanıldığı düşünülür.[2]
Haberi Sıfatları Te’vilsiz Kabul edenler
Selef uleması Allah’ın subüti ve haberi sıfatlarının varlığını irdelemeksizin kabul etmiş, nasta bulunan vasıf ve isimlerle yetinmiştir. Bu konuda teslimiyet ve asrı saadete olan yakınlık gerekçeleriyle bu şekilde hareket etmeleri uzak bir ihtimal değildir. Sonraki devirlerde lafzın zahiri anlamıyla anlaşılması gerektiğini ileri sürüp, teşbihçi bir anlayışa kayan Batiniyye fırkası ortaya çıkmıştır. Onlara göre bazı imamların sıfatlarını Allah’ın sıfatlarına benzetme fikri ortaya atılmıştır.[3]
Selef uleması Allah’ın sıfatlarının varlığını ispat eden, haberi sıfatları kabul ederken, te’vile sıcak bakmayan bu kabulleri teşbih korkusu ve nas dışına çıkma endişesi ile bu tavrı benimsemişlerdir. Kalanisi (ö.?) ve Muhasibi (ö. 243/857) ile selef dönemi artık son bulmaya başlamış ve tevilin kabulü Eşa’ri (ö. ö. 324/935-36) ile daha belirgin hale gelmeye başlamıştır.[4]
Selef ulemasının haberi sıfatlara olan yaklaşımları hakkında İmam Malik b. Enes’in ‘’Allah arşa istivâ etmiştir.’’ ayeti hakkındaki şu sözleri özetlemektedir: ‘’İstivâ malumdur, buna inanmak vâciptir, keyfiyeti gayri maküldür. Bu konuda soru sormak yasaktır.’’ bu sözü referans olabilir.[5]
Haberi Sıfatlarda Te’vili Caiz Görenler
İslam düşüncesinin ilk fırkalarından olan Mu’tezile mezhebi bulunduğu koşullar ve muhatapları gereği te’vile ilk başvuran mezheplerin başında gelmişlerdir. Tenzih ilkesi gereği teşbih ve tecsim ifadelerine ihtimal barındıran haberi sıfatlarda da bu zihni alt yapıları etkili olmuştur. Artık onlara göre te’vil bir vazgeçilmez hale gelmeye başlamıştır.[6] Özellikle muhataplarına karşın geliştirilen bu metot Ehl-i kitabın müteşabih ayetler merkezli Kur’an’ı ve Hz. Peygamberi tenkite kalkışmaları karşısında benimsenmiştir.[7]
İmam Eşa’ri, haberi sıfatları olduğu gibi kabul etmekten yana olup te’vile pek sıcak bakmamaktadır. Onun Allah’ın keyfiyetsiz olarak, durma olmaksızın arşın üzerinde istiva ettiğini söylemesi bu hususa örnek teşkil etmektedir. Eşa’ri kelamcısı Bâkillânî (ö.403/1013) İmam Eşa’ri’den sonra te’vile yönelmiştir. Te’vil hususunda Cüveyni’nin belirgin şekilde müteşabih ayetlerde tevilin gerekliliğini vurgulaması, öğrencisi Gazzâlî’nin bu anlayışı devam ettirip, Razî’nin ise en olgun şekilde bu metodu geliştirdiği görülmektedir. Hatta Razî te’vilin vacip olduğunu dahi savunmuştur.[8]
Ehli sünnet kelamı içerisinde haberi sıfatların te’vil edilme görüşü, İmam Mâtürîdî ile hicri ikinci asrın sonlarına doğru ortaya çıktığı söylenebilir. İmam Mâtürîdî’nin ‘’Göğü ellerimizle biz bina ettik.’’ mealindeki ayetinde, yed kelimesini kuvvet olarak te’vil etmiş ve değerlendirmiştir. Mâtürîdî tamamen te’vile başvurmayıp bazı konularda te’vili bazı konularda ise tefvizi öne sürmüştür. Bu hususta, istiva kelimesinin insan aklının kavrayamayacağı bir anlama geldiğini, dolayısıyla belirli bir manayı ona tayin edilmemesinin uygun olacağını savunmuştur.[9]
M.Sevban YILMAZ
[1] Ebü’l-Feth Tâcüddîn (Lisânüddîn) Muhammed b. Abdilkerîm b. Ahmed eş-Şehristânî, el-Milel ven-Nihal (Beyrut: Darul-Marife, 1993), 105.
[2]Metin Yurdagür,’’Haşviyye’, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, (Erişim 11 Nisan 2026).
[3] İlyas Çelebi,’’Sıfâtiyye’’, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, (Erişim 11 Nisan 2026).
[4]Ebü’l-Feth Tâcüddîn (Lisânüddîn) Muhammed b. Abdilkerîm b. Ahmed eş-Şehristânî, el-Milel ven-Nihal (Beyrut: Darul-Marife, 1993),104-106.
[5] Şehristari, el-Milel ven-Nihal,105.
[6] Osman Oral, Kelami Düşüncede Haberi Sıfat Problemi, Türk ve İslam Dünyası Sosyal Araştırmalar Dergisi 4/14 (Aralık 2017), 209.
[7] Yavuz, ‘’Müteşâbih’’.
[8] Oral, Kelami Düşüncede Haberi Sıfat Problemi, 216.
[9] Nezide Güdül, Kelâmi Düşüncede Haberî Sıfatlar (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tez, 2024),56.

