Günümüzde toplumumuzun karşılaştığı dini soru ve sorunların devlet nezdinde çözüme kavuştuğu kurum Din İşleri Yüksek Kurulu’dur. Bu kurul Ramazan’da hilalin görülmesinden fitre miktarının belirlenmesine, talak-nikâh bahislerinden sigortacılığa kadar Türkiye’de yaşayan bir müslümanın karşılaşabileceği her türlü soruya cevap aramaktadır. Bu kurul Cumhuriyet’le inşa edilmiş ve öncesinde benzeri bulunmayan bir kurul değildir. Bilakis Kanuni Sultan Süleyman dönemine kadar uzanan bir geçmişi vardır. Hatta mirasçısı olduğumuz Osmanlı’nın kuruluşundan itibaren müftülük müesseseleri hep var olmuştur. İsimler farklı olsa da fetva sorumluluğunu üstlenen en sistemli kurum Osmanlı’da “Fetvahâne” idi. Bu birimin temel vazifesi Meşîhat makamı içerisinde fetva işlerini yürütmekti.
Osmanlı’da başından sonuna 124 şeyhülislam bulunmasına rağmen tespit edilen fetva eminlerinin sayısı 69’dur. Şeyhülislamlar siyasi olaylarla anıldıkça değiştirilmiş, buna karşılık fetva eminleri azli gerektirecek bir şey yaşanmadığı müddetçe bu vazifelerinden azledilmemiştir. Ayrıca bazı fetva eminleri bir dönem görevden alınmış, daha sonra tekrar aynı göreve tayin edilmişlerdir. Bu sebeple fetva eminlerinin sayısı şeyhülislamlara göre oldukça azdır. Bir fetva emininin tayininde fıkıh ilmindeki derinliği en etken sebepti. Zira sorunun hızlıca tespiti ve şeyhülislama doğru aktarılması vazifeli kişinin fıkıhtaki derinliğine bağlıydı.
Fetvahâne üç ana bölümden oluşmaktadır: pusula odası, fetva odası ve i‘lâmat odası. Pusula odası sâillerin (soru sahiplerinin) sorularının anlaşılır bir şekilde yazılıp fetva odasına iletilmesinden sorumluydu. . Fetva odasına gelen sorular müsevvidler (kâtipler) tarafından fetva kalıbına uygun olarak hazırlanır ve mübeyyizler tarafından temize çekilirdi. Daha sonra şeyhülislama sunulurdu. Şeyhülislam olumlu ve olumsuz cevabını sarih bir ibareyle kağıda yazar ve imzalayıp fetva odasına teslim ederdi. Fetva müvezzileri (dağıtıcaları) tarafından soru sahibine cevap olarak kağıt verilirdi.
Fetvâhane kurumunun zaman içinde iyice sistemleşmesi sebebiyle şeyhülislâmlar müsteftî (fetva soran) ile bizzat görüşmezdi. Bu bir kusur değil aksine sistemin daha hızlı ve sağlıklı ilerlemesini sağlayan bir etkendi.
Fetvahâne memurlarının iaşesini temin için Şeyhülislam Veliyyüddin Efendi meşihatı döneminde Bolu kazasının mahsulünü arpalık olarak tahsis etmiştir. Böylece fetvahâne memurları için önceki düzenlemelere nispetle daha düzenli bir akar sağlanmıştır. Ayrıca fetva talep eden kişiden sembolik miktarlarda ücret alınırdı, bu ücretler de fetvâhane çalışanlarının gider ve iaşelerine sarf edilirdi.
Fetvahâne’de bulunan memur sayısı zamana göre değişkenlik göstermiştir. İlk dönemlerde yirmi kadar memurdan söz edilse de Osmanlı’nın son dönemlerine doğru genişlemeye gidilmiş ve bu sayı altmış altıya kadar çıkmıştır. Bu da bize nüfusun artması bir yana halkın fetvahâneye olan rağbetinin lağvedilene dek sürdüğünü gösterir.
28 Mayıs 1914 tarihinde fetvalar Cerîde-i İlmiyye dergisinde aylık olarak neşredilmeye başlanmıştır. 23 Eylül 1922’ye kadar devam eden dergide yer alan fetvalar “Fetâvâ-yı Şerîfe” başlığı altında neşredilmiştir.
3 Mart 1924 tarihinde şeyhülislamlık ve ona bağlı birimlerin lağvedilmesiyle beraber fetvahâne kurumunun tüm hizmetleri Diyanet İşleri Başkanlığına devredilmiştir.
Kaynak: FERHAT KOCA, "FETVAHÂNE", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/fetvahane (18.05.2026).

