Asrı Saadet Müftüleri

Asrı Saadet Müftüleri

Sahabi efendilerimizin (radıyallahu anhüm) birbirinden farklı meziyetleri vardı. Hulefa-i Raşidîn’den bahsederken aklımıza derhal Hz. Ebû Bekir’in sadakati, Hz. Ömer’in adaleti, Hz. Osman’ın hayâsı ve Hz. Ali’nin ilmi gelir. Başka bazı sahabiler vahiy katipliği ile meşhurdur. Yine bazı sahabiler ticarette çok iyiyken bazıları savaş meydanlarında düşmanın korkulu rüyasıdır. Rabbimiz şefaatlerine nail eylesin. Bu meziyetlerden biri de daha Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem) hayattayken fetva için kendilerine danışılan sahabi efendilerimizdir.

Kur’an-ı Kerim nazil olmaya devam ederken sahabi efendilerimiz fıkhi bir meselede çıkmaza düştüklerinde, her sorularını sevgili Peygamberimiz’e (sallallahu aleyhi vesellem) sormazlardı. Çünkü zaten Peygamberimiz’den o mesele hakkında ilim öğrenmiş sahabiler mevcut olabilirdi. Mesele sahabiler tarafından çözüme kavuşturulamaz ise o vakit mutlaka Efendimiz’e giderlerdi. Sevgili Peygamberimiz de ya vahiy beklemelerini emrederdi yahut kendisi ayet olmaksızın meseleyi izah ederdi. Hz. Muâz b. Cebel’in (radıyallahu anh) içtihat için dayanak kabul edilen hadisi meselenin izahı için mühimdir. Zira Efendimiz’in (sallallahu aleyhi vesellem) takriri ve hatta memnuniyetini ifade etmesi fıkhın her şartta yaşayan bir olgu olduğunu bize gösterir. Nakli delillerde sarahaten geçmeyen meselelerin de dinde bir cevabının olduğunu bu hadisten anlarız. Bu tümden akılcılık değil, ayet ve hadis bağlamında meseleyi değerlendirmektir. Akıl mantık kaideleri doğrultusunda bilgi kaynağıdır, onu ayet ve hadis perspektifinde kullanma yetisi ise içtihad. Nebevi dille övülen mazhar olan içihad da budur.

Hz. Ömer de (radıyallahu anh) fıkıhta önde gelen sahabilerdendi. Hatta “Muvâfakât-ı Ömer” adında bir bahis vardır ki burada Hz. Ömer’in, daha sonradan gelecek vahiylere muvafık söylemleri evvelden teklif ettiği meseleler işlenir. Sevgili Peygamberimiz’in (sallallahu aleyhi vesellem) vahyi beklemesi de dikkati celbetmesi gereken ayrı bir husus. Sahip olduğu fetanetle teşriî bir hükümde elbette kimseyle kıyaslanamayacak kadar bilgi ve derin bakışa sahipken, bu başlık altında incelenen meselelerde murâd-ı ilahi’yi bekleyerek bize sabrı, tevekkülü ve teslimiyeti öğretmektedir.

Sahabîlerden fetva verdiği bilinenler üç grupta incelenmiştir. Fetvalarından büyük bir cilt kitap oluşturulabilecek sahabiler yedi kişi olup bunlar Hz. Ömer, Hz. Ali, Abdullah b. Mes‘ud, Abdullah b. Ömer, Abdullah b. Abbas, Zeyd b. Sabit ve Hz. Âişe’dir (radıyallahu anhüm)

İkinci gruptaki sahabilerin fetvalarından ise küçük bir kitap oluşturulabilieceği nakledilir. İçlerinde Hz. Ebû Bekir, Hz. Osman, Enes b. Mâlik ve Ebû Hureyre’nin de bulunduğu bu grupta yirmi kadar sahabînin (radıyallahu anhüm) olduğu rivayet edilir.

Üçüncü grubun tamamımın fetvaları ise ancak bir cilt dolduracak kadardır. Bu grupta ise yüz yirmi kadar sahabînin olduğu nakledilir.

Netice olarak sahabîlerin yaşantısını donuk ve salt kitabi olarak tahayyül etmek ve din algısını bunun üzerine bina etmek fesada kapı aralar. Bunun tam aksi sahabîlerin kendi fikirlerine göre dinlerini yaşadıklarını düşünmek ve bunu böyle anlatmaya çalışmak ise serkeşlik doğurur. Bu iki kutup tam olarak ifrat-tefrit ilişkisi içerisindedir. Hâlbuki sahabîlerden bazıları fakih, bazıları zanaatte ehil, bazıları ticarette mahir, bazıları hadis naklinde diğerlerinden daha önde, bazıları da müminlerin hizmetinde daha öndeydi. Onlar “Eğer bilmiyorsanız bilgi sahibi olanlara sorun.” (Nahl, 43) ayetini en iyi anlayan ve yaşayanlardı. Allah Teâlâ şefaatlerine nail eylesin.

Yorumlar (0)

Bu makaleye henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın.

Bu makaleye yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Giriş Yap