Özet:
Yazımızda Efendimize (sallallahü Teâlâ aleyhi ve sellem) söz isnat etmenin taşıdığı büyük sorumluluğu ve bu sorumluluğun tarihsel süreçte nasıl korunduğu ve günümüzdeki durumu ele almaktadır. Hz. Peygamber’e (sallallahü Teâlâ aleyhi ve sellem) bilerek yalan isnat etmenin ağır bir vebal olduğuna dair hadisler, sahâbe neslinin rivayet konusundaki titizliği bizler için rehberdir. Nitekim Zübeyr b. Avvâm gibi bazı sahâbîlerin, bu sorumluluğun ağırlığı sebebiyle az rivayette bulunmayı tercih etmeleri dikkat çekicidir.
İlk dönemlerden itibaren âlimler, hadisleri korumak ve sahih olanı tespit etmek amacıyla yoğun ilmî faaliyetlerde bulunmuş; rihleler gerçekleştirmiş ve farklı türlerde hadis külliyatları meydana getirmişlerdir. Bu çabalar, hadis ilminin güvenilirliğini teminat altına almayı hedeflemiştir. Ayrıca tarih boyunca hadislerin aktarımı için önemli bir zemin teşkil eden hadis meclisleri, ilmin sağlıklı bir şekilde yayılmasına katkı sağlamıştır.
Bununla birlikte günümüzde, özellikle sosyal medya ve yaygın iletişim araçlarının etkisiyle, hadislerin yeterli tahkik yapılmaksızın aktarılması ciddi bir problem haline gelmiştir. Bu durum, geçmişteki günümüze oranla daha fazla olan ilmî hassasiyetin zayıfladığına işaret etmektedir. Dolayısıyla Müslümanların, Kur’ân’ın “araştırma” ilkesini esas alarak rivayetleri sorgulaması ve Hz. Peygamber’e isnatta bulunurken azami dikkat göstermesi gerekmektedir.
Anahtar Kelimeler:
Hadis, Sünnet, Rivayet, Hadis Meclisleri, Uydurma Hadis, İsnat, Sorumluluk.
Sözün Vebali: Hz. Peygamber’e (sallallahü Teâlâ aleyhi ve sellem) Nispetin Sorumluluğu
Allah Resulü (sallallahü Teâlâ aleyhi ve sellem) "Kim benim söylemediğim bir şeyi bana nispet ederse (ben söylemişim gibi naklederse) cehennemdeki yerini hazırlasın" buyurmuştur. Bu ferman Mümin olan bir kimseye Allah Resulüne atfedilecek söz, fiil veya haller hususunda sorumluluk sahibi olması gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır[1]. Allah Resulünden duydukları bir şeyi ona yanlış bir şey nispet etmek adına az rivayet eden sahabilerin sayısı hiçte az değildir. Bu hususta Enes b. Malik ve Zübeyr b. Avvâm (r.anhuma) tarafından nakledilen şu sözler olayın ciddiyetinin anlaşılmasında faydalı olacaktır. Enes b. Mâlik “Beni size çok hadis rivayet etmekten alıkoyan şey Allah Resul’ünün (sallallahü Teâlâ aleyhi ve sellem) şu sözüdür: "Her kim benim adıma bilerek yalan söylerse, cehennemdeki yerine hazırlansın.[2]" Diyerek senelerce hizmetinde bulunmasına rağmen bu ağır sorumluluğun endişesiyle hareket etmiştir. Yine Hz. Zübeyir b. Avvâm’ın, oğlu Abdullah'ın, "Niçin Ebû Hüreyre gibi çok hadis nakletmiyorsun?" sorusuna karşılık verdiği cevap, duyduğu derin korkuyu ortaya koymaktadır. Hz. Zübeyr Muhakkak ki ben (Müslüman olduğumdan beri) Allah Resulünden hiç ayrılmadım. Ancak onun hakkında bir şeyler nakletmekten beni alıkoyan şey Hz. Peygamber'in (sallallahü Teâlâ aleyhi ve sellem) "Kim bana yalan nispet ederse cehennemdeki yerine hazırlansın" [3]hadisidir diyerek çekincesini ortaya koymuştur. Ayrıca sonraki gelecek olan nesillere de bu ağır sorumluluğa işaret etmiş bulunmaktadır.
İlk nesilden itibaren alimler bu sorumluluk ilkesiyle Allah Resulü ’nü (sallallahü Teâlâ aleyhi ve sellem) iftiralardan muhafaza edebilmek adına farklı alanlarda kütüphaneler dolusu kitaplarla ifade edilebilecek çalışmalar yapmışlardır. Onların bu tutumları önceki nesillerden devraldıkları bu sorumluluğu ellerinden geldiğince yerine getirerek hareket ettiklerini göstermektedir. Allah Resulünü (sallallahü Teâlâ aleyhi ve sellem) iftiralardan korumak ve ona ait olmayan söylem ve eylemleri ortadan kaldırmak adına ellerinden geleni yapmışlardır. Bu uğurda ilim yolcukları yani rihleler yapılmış, farklı tarz ve içeriklere sahip hadis külliyatları ortaya konmuştur. Kimisi sahih hadisleri bir araya getirmiş, kimisi amel edilebilecek rivayetleri eserine almış kimisi de sakınılması için uydurma rivayetleri bir araya getirmiştir. Bilhassa muhaddislerin bu uğurdaki çabaları asla görünmezden gelinmeyecek bir durumdadır. Sonraki nesiller ise bu sorumluluk bilinci ile hareket etmeye gayret etmişlerdir.

HADİS MECLİSLERİ VE MECLİSLERDE HADİS
Geçmişimizde alimlerin ortaya koymuş olduğu ve hadislerin korunması ve halkı nezdinde yaygınlaşması için önemli kabul edilebilecek organizasyonlardan biri de hadis meclisleridir. Bu meclisler bazen talebeler özelinde hususi olarak gerçekleştiği gibi genelde büyük camii ve mescitlerde halka açık bir şekilde gerçekleşmekteydi. Bu açıdan Müslüman halk, yaşamın merkezi olan camilerde Allah Resulü ’nün (sallallahü Teâlâ aleyhi ve sellem) hadislerini dinleyebiliyor ve hadisler günümüze oranla çok daha sağlam dayanaklı ortamlarda dinlenebiliyordu. Tabi ilk dönemden beri kıssacılar ve vaizlerin yahut diğer sebepler ile ortaya çıkıp halkın arasında yayılan uydurma rivayetler, geçmişte de görülmüştür. Ancak bu dönemde yaşayan kimselerin hususi meclislerinde Allah Resulü ‘nün (sallallahü Teala aleyhi ve sellem) buyurduğunu söylediği hususları temel bazı kaynaklardan duyarak aktarabilirdi. Lakin günümüzde durum oldukça vahim bir hale gelmiş durumdadır. Başta ülkemiz olmak üzere Müslüman ülkelerde camilerde yapılan halka derslerinin geçmişe oranla yok denecek kadar az olması yahut belirli Müslüman ülkelere sınırlı olması âmiyâne tabir ile dini hususlarda ağzı olan herkesin hüküm vermesine sebep olan hususlardan biridir. Konu Allah Resulü ‘nün (Sallallahu Teala aleyhi ve sellem) hadisleri olunca konuşmaktan oldukça geri duran geçmişimizdeki önderlerimizden her duyduğunu hadis olarak nakleden bir topluluk maalesef ortaya çıkmıştır. Elbet aramızda hassasiyet sahibi birçok kişi bulunmaktadır. Ancak çevremizde tanış olduğumuz kimselerin sosyal medyada yaptıkları paylaşım veya meclislerde anlattıkları olayların kutsal kitabımız Kur’ân-ı Kerîm’de bize emrolunan “Araştırın” ilkesine uygun olup olmadığı kısa bir gözlemleme ile ortaya çıkacaktır.
Velhasıl kelam, Müslüman’ın sorumluluğu hayatının her alanına yaygındır. Ancak gözümüzün nuru Efendimiz ’in (sallallahü Teala aleyhi ve sellem) sözlerini nakletmek olunca çok daha hassas davranması gerekir. Her geceyi Kadir bilmesi gerektiği gibi her duyduğunun hadis olmadığının da bilmesinin elzem olduğunu bildirmek isteriz.
1. Allah Resul’üne söz isnat etmek, Müslüman için en ağır ilmî ve ahlâkî sorumluluklardan biridir; bu sebeple her duyulan rivayetin araştırılmadan hadis olarak aktarılması büyük bir vebaldir.
2. Geçmişte büyük bir titizlikle korunan hadis mirasının aksine, günümüzde sorgulanmadan yayılan rivayetler karşısında Müslümanların yeniden tahkik ve hassasiyet bilincini kuşanmaları zaruridir.
[1] Ebû ʿAbdullâh Muḥammed b. İsmâʿîl b. İbrâhîm el-Buḫârî el-Buḫârî, Ṣaḥîḥu’l-Buḫârî, thk. Muṣṭafa Dîb el-Buġâ (Dımaşk: Dâru İbn Kes̱îr; Dâru’l-Yemâme, 1414/1993) İlim, 38 (No.106-110); Ebû’l-Ḥasen Muslim b. el-Ḥaccâc el-Ḳuşeyrî en-Nîsâbûrî Muslim, Ṣaḥîhu Muslim, thk. Muḥammed Fuâd ʿAbdulbâḳî (Beyrut: Dâru İḥyâi’t-Turâs̱i’l-ʿArabî, 1374/1955) Mukaddime, 3; Rivayetin diğer kaynakları ve değerlendirmesi ile alakalı ayrıca Bkz. Ebû Ḥâtim Muḥammed b. Ḥibbân el-Bustî İbn Ḥibbân, es-Ṣaḥîḥ, thk. Şuʿayb el-ʾArnaʾûṭ (Beyrut: Muʾessesetu’r-Risâle, 1408/1988), 1/210 (No.28).
[2] Muslim, Ṣaḥîhu Muslim Mukaddime, 2.
[3] Buḫârî, Ṣaḥîḥu’l-Buḫârî İlim,38 (No.107).

